H
O
Ş
G
E
L
D
İ
N
İ
Z

H
O
Ş
G
E
L
D
İ
N
İ
Z

H
O
Ş
G
E
L
D
İ
N
İ
Z



Google

« Önceki |

27/6/2007

Sıcaklara yenilmeyin!

.

Sıcakta çalışmak zorunda olanlara günde iki litre su tüketmeleri, tuzlu ayran içmeleri, sebze ve meyve yemelerini öneriliyor.


27 Haziran 2007 Çarşamba

Kuzey Afrika’dan gelen sıcak hava dalgasıyla hafta sonunda sıcaklıkların yükselmesi bekleniyor. Aşırı sıcağın yarattığı nefes alamama, ateş basması, baş dönmesi, yorgunluk, halsizlik gibi şikayetlere karşı önlem alabilirsiniz. 

Aile  Hekimi Uzmanı Dr. Şirin Parkan, sıcakta çalışmak zorunda olanlara günde iki litre su tüketmelerini, tuzlu ayran içmelerini, sebze ve meyve yemelerini önerdi.

İşyerlerinde ise klimaların ısısının kademeli olarak düşürülmesini, temizliğinin düzenli yapılmasını öneren Dr. Parkan, su sebilleri konularak  çalışanların su ihtiyacının karşılanması gerektiğini söyledi.  Sıcaklıkların artması fizyolojik stres, hastalık, hatta ölüme bile yol açıyor. Sıcak vurgunları, vücutta sıcaklığın 40.6 dereceyi aşması durumunda ölüme neden oluyor. Vücudun bu sıcaklık derecesine yaklaşması ise, ölümcül olmasa da vücutta su ve tuz kaybıyla ortaya çıkan ağır zararlara yol açıyor.

Sıcaklara karşı şu önlemleri alın

Aşırı sıcaklardan etkilenmemek mümkün değil. Özellikle de yüksek sıcaklıkta çalışmak, motivasyonu da olumsuz etkiliyor. Dr. Şirin Parkan, alınacak önlemlerle bu sıcak fırtınanın etkilerinin hafifletilebileceğini söylüyor. İşte o önlemler:

•Hareketlerinizi yavaşlatın: Ağır çalışmalar yavaşlatılmalı veya günün en serin zamanında yapılmalıdır. Risk altında bulunanlar en uygun serin yerlerde bulunmalıdırlar.

•Yaz kıyafetleri giyin: Hafif açık renkli kıyafetler ısıyı ve güneş ışınlarını yansıtır ve vücudun normal sıcaklığını korumasına yardımcı olur. Sentetik kıyafetler yerine pamuklu kıyafetler tercih edilmelidir.

•Vücut sıcaklığını artıracak yiyeceklerden kaçının: Protein gibi metabolik ısı üretimini ve aynı zamanda su kaybını artıran yiyeceklerden kaçınılmalıdır. 

•Su veya alkol içermeyen sıvıları bol miktarda için: Vücudumuz serin kalmak için suya ihtiyaç duyar. Kendinizi susamış hissetmiyor olsanız dahi bol bol su tüketin. Ancak, epilepsi, kalp, böbrek ve karaciğer hastaları, sıvı kısıtlayıcı diyet yapanlar, idrar tutma problemleri olanlar sıvı tüketimlerini artırmadan önce bir doktora danışmalıdır. Alkollü içecekleri de içmemekte fayda var.

•Doktor tarafından önerilmemişse tuz tabletlerini almayın: Tuz kısıtlayıcı diyette olanlar tuz tüketimlerini arttırmadan önce mutlaka bir doktora danışmalıdır.

• Klima bulunan alanlarda daha fazla zaman harcayın: Evlerdeki ve işyerlerindeki klimalar ısı kaynaklı tehlikeleri azaltır.

•Güneş altında fazla kalmayın: Güneş yanıkları ısı dağıtım işlemini çok güçleştirir.

•Çocukları ve küçük ev hayvanlarını kapalı otomobilde asla yalnız başlarına bırakmayın: Kapalı bir araçta sıcaklık 60 dereceye çıkabilir. Böyle bir sıcaklığa maruz kalma ölümle sonuçlanabilir.

Klimalar alerjik zatüreye neden olabiliyor

Klimalar “allerjik zatürre” ve “Legionella Pnömonisi” denilen bir zatürre tipine neden oluyor. Alerjik zatürreye, klima sistemlerinin nemlendirme bölümlerinde üreyen küf mantarları yol açıyor. Alerjik zatürrede, küf mantarlarının bulunduğu havanın solunmasından 4-6 saat sonra ateş, baş ve kas ağrıları, halsizlikle gribal enfeksiyon gibi başlıyor. Daha sonra da öksürük, balgam, nefes darlığı, göğüste sıkışma hissi gibi akciğerlerde belirtiler ortaya çıkıyor. Lejyoner hastalığı olarak bilinen ve klimalardan bulaşan “Legionella pnömonisi”, ilk 24-48 saat içinde şu belirtilere neden oluyor: “Halsizlik, kırıklık, kas ağrıları ve şiddetli baş ağrısıyla ortaya çıkan, daha sonra ani yükselen ateş, kuru öksürük, bazen yan ağrısı, bulantı, kusma ve ishal. Klimalar yüz felci, burun kanaması ve üst solunum yolu hastalıkları da yapabiliyor.”

27/6/2007

Doğan Holding'in ilk çeyrek net kârı 135 milyon YTL

.Doğan Holding, yılın ilk çeyreğinde net kârını yüzde 50 artırarak 135 milyon YTL'ye, faaliyet kârını da yüzde 128 artırarak 362 milyon YTL'ye yükseltti

Geçen yılın ilk üç ayında 90 milyon YTL net kâr elde eden Doğan Holding, bu yılın aynı dörneminde net kârını yüzde 50 artırarak 135 milyon YTL'ye (98 milyon dolar) çıkardı.
Doğan Holding'in, 31 Mart 2007 sonu itibariyle uluslararası finansal raporlama standartları (UFRS) ve SPK uygulamalarına göre hazırlanan bilançosunda, faaliyet kârı 362 milyon YTL (263 milyon dolar), konsolide satışları da 2.122 milyon YTL (1.538 milyon dolar olarak açıklandı.
Doğan Holding CEO'su Dr. Nebil İlseven yaptığı açıklamada, 2007 yılının ilk üç ayında Doğan Holding'in ana faaliyet konusu olan yatırım geliştirme ve varlık yönetimi alanlarında dönem içinde etkinlikle gerçekleştirilen işlemlerin önemli bir rol oynadığına dikkat çekti.

Faaliyet kârı 362 milyon YTL

İlseven, Doğan TV hisselerinin yüzde 25'inin 375 milyon euro'ya Axel Springer'e satışından elde edilen satış kârının, holding faaliyet kârının bir önceki yıla göre yüzde 128 oranında artış göstermesinde önemli bir etken olduğunu kaydetti. İlseven, "Bu olumlu etki Mayıs 2007'de sağlanan Petrol Ofisi vergi uzlaşmasına bağlı olarak kısmen azalmakla birlikte, Doğan Holding 2007'nin ilk çeyreğini 362 milyon YTL faaliyet kârıyla kapatmıştır" dedi.
İlseven, yılın ilk çeyreğinin stratejik odaklı girişimlerin temellerinin atıldığı bir dönem olduğunu belirtti ve Doğan Holding'in Türkiye'deki yeni yatırımların yanı sıra, hedeflenen bölgesel açılımlar için de bir güç kaynağı olacağını vurguladı.



Doğan Şirketler Grubu Holding'in ilk üç aylık performansı (Milyon YTL)
31 Mart 31 Mart Artış
2007 2006 (*) (yüzde)
Konsolide ciro (**) 2.122 3.294 -36
Faaliyet kârı 362 159 128
Net dönem kârı 135 90 50


(*)Yeniden düzenlenmiş 31 Mart 2006 gelir tablosudur.
(**)Petrol Ofisi 2006 1. çeyreğinde yüzde 100 konsolide edilirken, 2007'nin 1. çeyreğinde yüzde 52.7 konsolide edilmiştir.

27/6/2007

Liderlere sıcakla baş etme yolları

.Seçim yaklaşıyor, liderler bu sıcakta mitingden mitinge koşuyor. Uzmanlar liderlerin sıcaktan etkilenmesini en aza indirmek için formüller öneriyor

Seçime 1 aydan az bir zaman kaldı. Meydanlardaki hareketlilik ve tansiyon da giderek artıyor. Parti liderleri her gün bir ilde vatandaşın karşısına çıkıyor. Sıcak havanın etkilerinin en fazla hissedildiği şu günlerde liderler de 'sıcak' tehdidi altında.
Acıbadem Kadıköy Hastanesi Aile Hekimi Dr. Şirin Parkan, sıcak havalarda alınması gereken önlemleri mitingden mitinge koşan liderlere de bir kez daha hatırlatıyor.
  • Günlük su tüketimi 2.5-3 litreye çıkarılmalı.
  • Sıvı ve tuz kaybına karşı ayran da iyi bir alternatiftir.
  • Eğer yüksek tansiyonu yoksa tuzu kışa göre daha çok alabilirler.
  • Mümkün olduğunca gölgede olmaya dikkat etsinler.
  • Vücut ısısını artıran sentetik giysilerden kaçınmalılar.
  • Fırsat buldukça duş almalılar.

    Ses kısıklığına karşı

    Liderlerin karşı karşıya kaldığı bir tehlike de ses kısıklığı. Geçen hafta DP Genel Başkanı Mehmet Ağar, kısık sesiyle kürsüden halka seslenmeye çalışmıştı. Liderlerin seslerini gereğinden fazla zorlayacak şekilde ve bağırarak kullanmamaları gerektiğini söyleyen Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ferhan Öz, "Liderlerin öncelikli olarak dikkat etmesi gereken şey, ses tellerindeki kuruluğu engellemek. Bunun için bol miktarda su içmeleri, konuşmalarını yaparken suyun yanlarında olması lazım" dedi.
    Prof. Dr. Öz, önerilerini şöyle sıraladı:
  • Suyu yudum yudum içmeliler. Ancak soğuk olmamalı.
  • Mümkünse gece iyi uyuyup, dinlenip ertesi gün konuşma yapmalılar. Altı saat ve üzerinde uyumaları sesleri için iyi olacaktır.
  • Eğer reflüsü varsa o liderin sesi daha çabuk yorulabilir. Onun için aşırı yağlı, baharatlı yiyeceklerden, asitli içeceklerden uzak durmalılar.
  • Sıcak havalarda kahve ve çay vücuttan su atılımını iyice artırdığı için sesi tam anlamıyla bozan içeceklerdir.
  • Klimaların verdiği soğuk ve kuru hava son derece zararlı. Klimalı ortamlarda da sesin yoğun kullanımı, ses kısıklığına yol açıyor.
  • Ses kısıklığı varsa ses istirahatine başlamalı.


    Ne yemeli, ne içmeli?

    VKV Amerikan Hastanesi Diyet ve Beslenme Bölümü'nden Diyetisyen Zuhal Güler Çelik, liderlerin beslenmesi için şu önerilerde bulunuyor:
  • Vitamin ve mineraller açısından zengin olan taze ve kuru meyvelerle taze meyve suları tercih edilmeli.
  • Hafıza kullanımı açısından kuru baklagiller, ayçekirdeği, balık, yoğurt, süt, peynir, yeşil yapraklı sebzeler, tavuk, hindi, yerfıstığı, muz, kavun, domates, kavun, enginar, B vitamini açısından zengindir.
  • Beynin beslenmesi için demir içeren kırmızı et, yumurta, kuru meyveler ve pekmez mutlaka tüketilmeli.
  • Zihinsel faaliyetleri kuvvetlendiren "omega 3" açısından zengin somon, sardalye, uskumru, ceviz ve badem yenmeli.

  • 15/6/2007

    Genelevde 24 saatte 70 adama satıldım

    .9 yaşında tecavüze uğradı. Kocası tarafından 240 YTL’ye geneleve satıldı.

    En sonunda kaçıp kurtulmayı başardı. 22 Temmuz’daki genel seçimlerde İstanbul 2’nci Bölge’den bağımsız milletvekili adayı.

    Temmuz’daki genel seçimlerde İstanbul 2’nci Bölge’den bağımsız milletvekili adayı olan eski hayat kadını Ayşe Tükrükçü’nün yaşamını özetleyen en acı cümlelerden biri bu... Kabus dolu günlerin başlangıcı ise 1976 yılı. Yani Ayşe henüz 9 yaşındayken. Amcasının tecavüzüne uğrayan Tükrükçü o günleri gözleri yaşlı şöyle anlatıyor: “Amca dahi demek istemediğim Ali Rıza isimli kişi evdeydi ve içki içiyordu. Sarhoş olduktan sonra beni bir odaya getirdi ve (sakın korkma) diyerek tecavüz etti. 3.5 ay süreyle her gece odamda tecavüze uğradım. Ölümle tehdit ettiği için kimseye anlatamıyordum. Bebeklerle oynayacağım yaşta kadın oldum. İşte ben o gün öldüm.” Sonrası ise... Kardeşleri kanala düşüp öldüğü için alkolik olan ve sürekli dayak atan bir baba... 22’sinde ilk evlilik... Yine dayak... İkinci koca, yine dayak... 240 milyon liraya satıldığı genelevde geçen acı dolu yıllar. Üçüncü evlilikle bir umut ama yeniden genelev hayatı... 2.5 yıl içinde 6 ayrı şehirde hiç istemediği halde bedenini satmak zorunda kalması... “Diri diri mezara girmesi.” En sonunda kendine uzanan bir yardım eli... Şimdilerde ise kendisi gibi yardım bekleyen kadınlara yardım eden olmak istiyor.

    Genelevde neler yaşadınız?
    Genelev, kedinin köpeğin bile orada kalmaması gereken bir yer. Sabah 09.00’da uyanırsınız. Saat 10.00’da kapılar açılır. Bu süre içerisinde süslenirsiniz. En “albenili” biçimde saat 10.00’da salona inersiniz. Mesainiz gece 23.00’e kadardır, yemek yemek için 15-20 dakikalık vaktiniz vardır. Çayı, kahveyi ayakta içersiniz. Kasaptan et alırken hani, ete bakılır ya öyle bakıp seçip, beğenilirsiniz. Günde 30’a yakın insan gelip paranızı verdiği için sizle birlikte olur. Bayram günleri ve asker sevkiyat dönemlerinde bu sayı 50’lilere yaklaşır. Hatta bir bayram gününde 70 erkekle birlikte olmak zorunda kaldım. Hasta olmanız diye bir şey mümkün değildir. Kürtajdan üç saat sonra işe dönersiniz.

    Dinlenme günü, izin diye bir şey yok mu?
    Genelevde çalışanlar yaşayan ölülerdir ve hiçbir hakkı yoktur. Gün içinde birçok kez baygınlık geçiriyordum. Gelip kolonya döküyorlar, “Hiçbir şeyin yok, hadi devam et” diyorlardı. Üzerinizden tren geçmiş gibi oluyorsunuz. Oraya gelenler önce güdülerini tatmin edip sonra “Neden o... oldun?” diye sorar. Dışarı çıkamazsınız, çıkarsanız da firar etmemeniz için mutlaka yanınızda birkaç kişi olur. Şunu herkes bilsin, geneleve düşen kadınların yüzde 90’ı tecavüze uğrayıp ailesi tarafından satılan kadınlardır. Ben de, o kadınlar da analarının karnından vesikayla doğmadı. Bu hayatı seçmedi.

    Nasıl bir dayatma bu?
    Bakın, ben genelevden çıktım ve vesikamın iptal edilmesi için Ahlak Masası’na bağlı Sağlık Komisyonu’na başvurdum. Bu başvuruda bulunan binlerce kadından birisi olarak vesikam iptal edilmedi. Bunun anlamı “Sen o... ve o.... yapmaya devam et” demektir. Bu sırada Konya’da bulunan Şefkat-Der Kadın Sığınma Evi’nin Genel Başkanı Hayrettin Bulan beni aradı. Telefonun ucundaki sesin, “Benim bir ablam var, gel buraya sen de benim ablam ol” cümlesi hayatımı yeniden şekillendirdi. Ancak beş çocuk sahibi ve baş örtülü bir kadının getirilip geneleve satıldığına da tanık oldum, kendini satmamak için patronuna direnen bir arkadaşımın ayağından vurulduğuna da. Kim çocuk sahibi olup evinin anası olmak istemez, ancak maalesef yasalarımız da toplum da genelevlerdeki kader kurbanlarını düşünmüyor.

    Genelevler kapatılmalı mı?
    Bu sorunun yanıtını erkekler vermelidir. Hangi erkek yakınının o koşullara düşmesini ister, hiç kimse istemez değil mi? Ama oraya düşenleri et olarak görüp bu sektörü ayakta tutan erkeklerdir. Benim üzerimde babam yaşında üç insan kalp krizi geçirip öldü. Tam ilişkiye girmiştik, bu sırada kalp krizi geçirmiş. Konuşmuyor ve üzerimde yatıyor. Meğer birkaç dakika bir ölüyle sevişmişim. Polisler geldi birkaç soru sordu. Cesedi alıp, gittiler. Hangi kadın bunu ister ve hangi kadın böyle bir şeye layıktır? Sadece insanımızın değil devletin de artık bu konuya eğilmesi gerekiyor.

    Devlet ne yapmalı?
    Genelevlerde çalışan kadınlar etlerini satarken, rahmetli Manukyan’a madalya veren devletimin mahkemeleri geneleve 18 yaşında düşen genç bir kıza 21 yaş belgesi vererek onun hayat kadını olmasına göz yummamalı. Devleti yönetenler, devletin emniyet güçleri geneleve gidip orada tutulanların kendi rızalarıyla mı baskıyla mı kaldıklarını sormalı. Devletin polisi, bekçisi genelevlerin kapısında vatandaşlarının satılmasına tanık olmamalı. “Sahipsiz bir kadın ceseti bulundu” diye haberler yaparsınız, o kadınların birçoğunun genelevden kaçmak istediği için öldürüldüğünü biliyor musunuz? Ben, Diyarbakır’da uyuşturucuya alıştırılan üç arkadaşımı kurban verdim. Onlar hayata o... olmak için mi gelmişti?


    Yalvarıyorum, bataktan çıkmak
    isteyenlere yardım eli uzatın


    İstanbul 2’nci Bölge’den bağımsız adayım. Benim savaşım Meclis’e gidip bir koltuğa sahip olmak değil. Ben, benim gibi geçmişi çalınan binlerce kadının geleceğini istiyorum. Elbette seçilemeyebilirim ancak o yüce kapıdan girecek olan tüm milletvekillerine yalvarıyorum, bu hayattan kurtulmak isteyenlere yardımcı olsunlar. Ben 11 yıldır alnımın akıyla ayaktayım ve devletim, benim o hayata dönmemi beklercesine vesikamı iptal etmiyor. Ben vesikalı bir biçimde gömülmek istemiyorum. Bunu isteyen binlerce kadın var, bu sorunu çözmek, çözemesem bile duyurmak için öncelikle kadınlarımızdan sonra da kadına değer veren erkeklerimizden desteklerini bekliyorum. Bence burada en büyük görev erkeklere düşüyor çünkü. Ailemle görüşmüyorum ancak şunu söyleyebilirim, hayatımı ben karartmadım. Kurtuluşumu kendim seçtim. Ne olursa olsun, ölüm pahasına bile olsa Allah’ın izniyle bir daha o batağa geri dönmeyeceğim. Ve hayatımın geri kalanında da girdiği bataktan çıkmaya çalışan kadınlara yardım etmeye çalışacağım. Bir kadını bile kurtarsak kârdır. Herkesi, daha duyarlı olmaya çağırıyorum. Kimse bizlerin neler yaşadığını tahmin edemez ama en azından anlamaya çalışabilir.

    3-4 milyar dolarlık
    fuhuş sektörü


    Türkiye’de kadın nüfusunun yaklaşık 35 milyon civarında olduğu hesaba katılırsa her 350 kadından biri fuhuş batağında.
    Türkiye’de faaliyet gösteren 56 genelevde kayıtlı 3 bin hayat kadını bulunuyor.
    Türkiye’de tescilli hayat kadını sayısı 15 bini geçiyor. Vesikasız olarak çalışanların sayısı ise yaklaşık 100 bin.

    Genelevde çalışmak için gerekli olan vesika, taksi plakasından farksız. Üç büyük ilde, yaklaşık 30 bin kadın genelevde çalışmak amacıyla vesika bekliyor.

    Fuhuş sektöründe bir yılda dönen paranın asgari 3-4 milyar dolar olduğu belirtiliyor. Bu paradan, patron, bar, pavyon, disko, gece klüpleri, otelci, taksici, eğlence yeri sahibi gibi onbinlerce insan pay alıyor. Pasta bu kadar büyük olunca devreye fuhuş mafyası giriyor. Fuhuş mafyası, küçük kız çocuklarını kaçırmaktan tutun da zorla fuhuş yaptırmaya kadar her yola başvuruyor.

    Kadınların yüzde 30’u kocası, yüzde 10’u baba, anne, ağabey gibi diğer yakınları, yüzde 3.4’ü de beraber oldukları erkekler tarafından satılıyor. Para karşılığı cinsel ilişkiye girenlerin yüzde 63.4’ü resmi, yüzde 12.2’si ise imam nikahlı olarak evli kadınlardan oluşuyor.

    15/6/2007

    Sonunda oldu, atlar gece de koştu

    .İzmir Şirinyer Hipodromu, Türkiye’deki ilk gece yarışlarına ev sahipliği yaparak tarihe geçti.

    Unutulmaz gecede spor, sanat, siyaset, kısaca her şey vardı. Organizasyon ise tek kelimeyle mükemmeldi. Bu heyecan her perşembe yeniden yaşanacak


    Türkiye’de düzenlenen ilk gece at yarışları geçtiğimiz hafta içi İzmir Şirinyer Hipodromu’nda yapıldı. Bu tarihi geceye tanıklık etmek için kalktık Haydar ağabeyle (Tanışan) birlikte deplasmana yani İzmir’e gittik. Havaalanında bizi öncelikle Mayıs ayının sonu olmasına rağmen bilindik İzmir sıcağı karşıladı. Fazla vakit kaybetmeden Şirinyer’e gitmek için yola koyulduk. Etrafı palmiye ağaçlarıyla kaplı uzun ince bir yolun sonunda hipodromun giriş kapısına geldik. İçeri girdiğimizde yarışların başlamasına yaklaşık 3.5 saat vardı. Her tarafta bir koşuşturma, herkes organizasyonun mükemmelliği adına canhıraş çalışıyor. Basının yarışları takip edeceği tribünün önüne yaklaşırken, yollara serilen kırmızı halılara bir an önce basmak için adımlarımızı daha hızlı atıyoruz. Diğer davetli basın mensuplarından 3 saat önce geldiğimiz için, kapıdaki görevlilerin kargaların kahvaltı edip etmediğini kontrol etmelerinin ardından basın tribünündeki yerimizi alıyoruz.

    Yarışların başlamasını beklerken, birden bir polis memurunun buğulu sesi kulaklarımızda çınlıyor. Tasmasından tuttuğu polis köpeğinin dik dik bakışlarına odaklanmışken, güvenlik açısından arama yapılabilmesi için bizi kibarca balkona davet ediyorlar. Balkondan hipodromu inceliyoruz. Henüz in cin top oynuyor. İlk olarak tribünün yarış pistine olan yakınlığı ilgimizi çekiyor. Tabii yarışları İstanbul Hipodromu’nda Olimpiyat Stadı’ndaki gibi uzaktan izlemeye alışık olduğumuzdan, burada kendimizi İnönü Stadı’nın korner köşesindeymişiz gibi hissediyoruz.

    Diğer davetlilerin gelmesi ve tribünlerin dolmasıyla artık yarış heyecanını iyice içimizde hissetmeye başlıyoruz. Altılı öncesi koşular yapılıyor ve hava yavaş yavaş kararmaya başlıyor. Hafiften esen imbatla beraber hipodroma serin bir hava çöküyor. Hipodromdaki herkes gibi ışıklandırmaların devreye girmesini bekliyoruz. Ama hava iyiden iyiye kararmasına ve yarışın başlamasına 20-25 dakika kalmasına rağmen projektörlerde hâlâ tık yok. Bir anda herkesin içini endişe kaplıyor. Yoksa dakika 1 gol 1 mi? İlk günden fiyasko mu yaşanacak? Uzaktaki direkte yanmaya başlayan projektörle birlikte ortalık adeta karnaval alanına dönüyor. 3-5 dakikalık bir süre içinde Dubai Hipodromu’nu aratmayan ortama kavuşuyoruz.

    12-13 bin civarındaki seyircinin önünde Türkiye’nin ilk gece altılısı start alıyor. Herkes pür dikkat yarış izliyor, tuttuğu at için tezahürat yapıyor, yarış bitiyor bu sefer koşu aralarında verilen konserlere eşlik ediliyor, ara sıra “Türkiye laiktir, laik kalacak” sloganları atılıyor. Spor, sanat ve siyaset aynı platformda bir araya geliyor.

    Mutlaka gidin
    Kısaca, benim bile ummadığım kadar eğleniliyor, organizasyon kusursuz bir şekilde tamamlanıyor. Biz de elimizde bu geceden hatıra olarak kalacak bu yazı ve fotoğraflarımızla birlikte (masaların üzerindeki çiçeklerin içinde bulunan at heykelciklerinden kesinlikle haberimiz yok) İstanbul’a dönmek için yola çıkıyoruz.
    30 Aralık’a kadar her perşembe akşamı yaşanacak bu heyecanı bu yıl bir kez daha seyredebilecek miyiz bilinmez . Bu yönden şanslı olan İzmirli yarışseverlerin bu heyecanı bir kez bile olsa yaşamalarısnı şiddetle tavsiye ediyorum.


    15/6/2007

    Meyve suyuna dikkat

    .Çocuklara yemek aralarında içirilen meyve suyu ve şekerli içeceklerin obeziteyi 2 kat artırıyor

    Kanadalı bilim adamları 2.5-4.5 yaşları arasındaki çocuklara yemek aralarında içirilen meyve suyu ve şekerli içeceklerin obezite olasılığını 2 kat artırdığını belirledi. Uzmanlar yüzde 100 yani taze sıkılmış meyve sularının herhangi bir zararı olmadığını, aksine faydalı olduklarını belirtti. Ottowa Üniversitesi’nde 1500 çocuk üzerinde yapılan araştırmada uzmanlar konsantre meyve sularında, kolada ve diğer şekerli içeceklerde bulunan “boş kalorilerin” (vücutta herhangi işlevi olmayan gıdalardan alınan kaloriler) şişmanlığa neden olduğunu açıkladı.

    15/6/2007

    Kalp krizi geçirenler...

    .Fransız bilim insanları, insan embriyonundan elde edilen kök hücrelerin, kalpte yeni kas hücrelerine dönüşebilme özelliğini tespit etti

    Kök hücre araştırmalarına yer veren Stem Cells dergisinde kısa süre önce yayımlanan araştırmada, insan vücudundaki tüm hücre ve dokuların kökeni embriyon kök hücrelerinin, bir gün organların, örneğin kalp krizi sonucu hasar görmüş bir kalbin onarımında kullanılabilmesi fikrinden yola çıkıldı.

    Enfarktüs (kalp krizi) hastası fareler üzerinde yapılan deneylerde, ilk kez insan embriyonundan elde edilen kök hücrelerin, farelerin kalplerinde kalp hücrelerine dönüşebildiği tespit edildi.

    İnsan kök hücrelerinin farklılaştırılmasını hazırlamak için "BMP2" adı verilen gelişme sağlayıcı bir etken kullanan araştırmacılar, böylece kök hücrelerin gelişimlerinde "yönlenmesini", ardından kalp rahatsızlığı bulunan farelerin hasarlı kalp dokusuna tutunmasını sağladı.

    İki ay sonunda hasarlı bölgede insan kalp hücrelerinin oluştuğunu gören araştırmacılar, "yönlenen" kök hücrelerin kalp kası hücrelerine dönüştüğünü ve kalp dokusunun yenilenmeye başladığını gözlemledi.

    Araştırma sonunda hiçbir tümör, enflamasyon ya da yan etki tespit edilmezken, buna benzer bir sonraki araştırmanın maymunlarda ve kemik dokusu üzerinde yapılmasının planladığı belirtildi.

    15/6/2007

    Bu yazın olmazsa olmazları

    .Yaz erken başladı. Yoksa siz hâlâ yaz gardırobunu tamamlamadınız m? Nelerin moda nelerin demode olduğunu kaçırdınızsa işte size bu yazın modasından geri kalmamak için edinmeniz gereken 10 giysi ve aksesuar

    60’ların elbiseleri

    Elbiseler bu yıl hiç kuşkusuz jean pantolonların pabucunu dama attı. Özellikle de 60’lı yıllardan esinlenen kolsuz, dar, diz üstündeki elbiseler hem rahatlığın hem de şıklığın temsilcisi. Platform dolgularla veya babetlerle tamamladığınızda trendy olmamak için hiçbir nedeniniz kalmıyor. Bu yazın en çok rağbet gören bir diğer kesimi de A kesimli elbiseler...

    Yüksek belli pantolon
    Düşük belin hakimiyeti kalkıyor. Özellikle jean firmalarında gördüğümüz beli hayli yükseltilmiş pantolonlar, onların yerini almaya başlıyor. Kumaş pantolonlarda da yüksek belli ve geniş paçalı olanları dikkat çekmek için ideal seçimler olabilir.

    Şort
    Bu yaz her boydan şort, vazgeçilmez bir giyecek oluyor. Hem ofiste giyilebilecek ceketle tamamlanabilen diz boyunda kumaş şortlar hem de günlük hayatımızın bir parçası olabilecek.

    Beyaz çanta
    “Büyük çantaların moda olduğunu zaten biliyoruz” diyeceksiniz. Ama bu yazın en popüleri hiç kuşkusuz beyaz çantalar... Her kıyafetle ve ayakkabıyla uyum sağlayan beyazlardan istediğiniz boyda bir tane edinmenizde fayda var.

    Tahta bilezikler
    Takı ve aksesuarda yılın trendi, kollarımızı süsleyen kalın tahta bilezikler. Birkaç tanesi arka arkaya takılan bu bilezikler, yaz elbiseleriyle ve şortlarla harika uyum sağlıyor. Farklı renklerde olanları da bir arada kullanabilirsiniz.

    Metalik renkler
    Gümüş, altın ve bronz herhangi bir şey giyerseniz bu yaz hiç demode olmazsınız. Sadece, ayakkabı, çanta gibi aksesuarlarda değil kıyafetlerde de metalik renklerin inanılmaz bir ağırlığı var.

    Saç bandı
    Bu yaz saçlarda tek başına güzel bir kesim yeterli değil. Bir saç aksesuarı gerekiyor. Saç bantları çok popüler. Saçta bir çiçek buketi gibi varmış gibi görünenler, puantiyeliler, balerin saçı görünümü veren ince bantlar çok ideal.

    Herhangi sarı bir şey
    Sarı bu yılın en gözde rengi kuşkusuz. Limon, neon, saman sarısı hemen her tonda bir sarı ile moda takipçisi görünebilirsiniz. Beyazla kombinlenen sarı bir bluz yaşamınızı kolaylaştıracak.

    Platform ayakkabılar ve babetler
    Moda takipçisi görünmek için mutlaka edinmeniz gerekiyor. Platform dolgular veya platform kalın topuklar rahatına düşkün olup da yüksek topukludan vazgeçmeyenlerin tercihi. Burun kısmı hafif açık olanlar yazın gözde parçaları.


    15/6/2007

    Fıstık gibi protesto

    .
    CBS kanalının nükleer bir saldırı sonucu hayatta kalmaya çalışan bir kasaba ahalisini konu alan macera dizisi “Jericho”, macerayı en tatlı, bayağı da heyecanlı bir yerinde kesip “devamı gelecek sezona” yaptı

    Derken CBS diziyi iptal etti, konu havada kalınca dizinin hayranları çılgına döndü. Nuts, hem fıstığın çoğulu, hem de “deli manyak” demek ya, Jeff Knoll isimli bir bey kendince böyle bir kinaye yaparak CBS yöneticilerine protesto amacıyla NutsOnline.com sitesinden bir kutu fıstık gönderdi. Derken dizinin hayranları da bu trene atladı ve kanalın New York ve Los Angeles’taki yöneticilerine kutu kutu fıstık gönderilmeye başlandı. NutsOnline.com’un sahibi Jeffrey Braverman, “Jericho”yu hiç izlememiş ama en favori dizisi olduğu kesin. Sitesinde kampanya için özel bir kısım bile açmış. Zira bu yazı yazılırken gönderilen fıstık 18 tonu geçiyordu.

    Ruhunun bedeli 400 milyon
    50 Cent’in serveti 400 milyon dolar arttı. Rap yıldızı 50 Cent’in enerji içeceği Vitamin Water’ı üreten Glaceau, Coca Cola tarafından 4.1 milyar dolara satın alındı. Firmanın yüzde 10 hissesine sahip 50 Cent’in cebine de otomatikman 400 milyon dolar girmiş oldu. Peki 50, bu serveti ruhunu şeytana satarak mı yaptı? The Resistance adlı dini bir örgüte göre öyle. Grubun kurucusu Mark Dice’ın feryat figan isyanı şu şekilde: “Şarkılarını dinlerseniz açıkça sataniast olduğunu görürsünüz. Dine küfretme, o haçları üstünden çıkar 50 Cent!”

    Michael 10 milyon dolara evinizde
    Michael Jackson şöyle iflas etti, çiftliğini böyle sattı haberlerinin tamamen “Kıyamam ben Mayko’ya” dedirtmek için uydurulduğuna eminiz. Çünkü kendisi, Brunei Prensi Azim’in 25’inci doğum günü partisinde sadece kendini göstermek için bile 10 milyon dolar alabiliyor, bir de gıda zehirlenmesini bahane ederek partiden erken ayrılabiliyor. Oysa canını asıl sıkanın, depo kirasını ödemeyi unuttuğu için satışa çıkarılan eşyalarının 2 milyon dolara satılması ve bundan hiç pay alamaması olduğunu biz bile biliyoruz. Bu eşyalar arasında orijinal bir E.T. kafası ve sahnede uzun süre giydiği kırmızı “çocuk tacizcisi” üniforması da var.

    Teletabilerin veda zamanı
    BBC’nin hipnotik çocuk şovu Teletubbies, fazla eşcinsel olduğu gerekçesiyle Polonya’da geçici olarak yayından kalktı. “Çocukları eşcinselliğe özendiriyor” denmesinin sebebi ise Tinky Winky’nin erkek olduğu halde kolunda bir kadın çantasıyla gezmesi. Buna Tinky’nin mor olması (sözde gey rengi) ve kafasının üzerinde bir üçgen taşımasını (sözde gey sembolü) da ekleyin. Teletubby’lerin basın sözcüsü ise bu çantanın sihirli bir çanta olduğunu, bir çocuk programında eşcinsel imalar arayanların önce kendilerine bakmalarını söylüyor ve ekliyor: “Sana derler!”

    15/6/2007

    Minik Serçe, AKP’ye şarkı vermedi

    .MİlletvekİllİĞİ genel seçimlerine yaklaştıkça partiler kampanya için çalışmalarını tamamlıyorlar

    AKP, miting şarkısı için önce sanatçı Sezen Aksu’nun kapısını çaldı. Ve daha önceki seçimlerde ANAP’ın da miting alanlarında kullandığı “Hadi Bakalım” şarkısını talep etti. Ancak Minik Şerçe, AKP’nin bu teklifini “Şarkılarımı şu sıra bir siyasi partiye vermeyi düşünmüyorum” diyerek kibarca reddetti. AKP’nin seçim şarkısı 70’li yılların unutulmaz parçası “Sev Kardeşim” oldu. İsrailli şarkıcı İlanit’in 1970 Apollonia Festivali’nde söylediği “Veshuv Itchem” adlı şarkısına Türkçe sözler yazarak Şenay’ın seslendirdiği bu parça Başbakan Erdoğan’ın miting yaptığı illerde kullanılacak.

    MHP ‘Devlet geliyor’la coşacak

    MHP ise seçim için özel bir albüm yaptırdı. “Dünyaya Tek Bir Cevap Yeter: Tek Başına MHP” isimli albümde, Şemsimah, Zafer İşleyen, Mustafa Yıldızdoğan, Grup Gökçen ve Atilla Yılmaz gibi ülkücü sanatçı ve grupların seslendirdiği 10 şarkı bulunuyor. Albümde yer alan parçalar ise şöyle: Devlet Geliyor, Partimiz MHP, Şimdi MHP Zamanı, Hazır mıyız, Bas Mührünü Sevgiye, Geliyor, Umut Onda, Harekete Geçmek Lazım, Kutlu Dilek ve Al Beyazım.

    DP ‘Olmadı yar’ ile vuracak

    DP ise seçim kampanyası boyunca yayınlanacak “Artık Demokrat Parti var. Çare var” ana temasıyla reklam filmleri hazırladı. DP, sanatçı Nilüfer’in “Olmadı Yar” şarkısının sözlerini ’Nereye kadar’diye değiştirerek miting alanlarında kullanacak.

    Kategorilerim

      Bağlantılarım

      Blogcu ile yapıldı